Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» SALİHA ÇETİN - UZUN YOL
09 Nisan 2014 Çarşamba 20:00
12
14
16
18

UZUN YOL

SALİHA ÇETİN

                  Yolumu kaybediyorum. Sokağın birindeyim.

              Ezilmiş çiçekler çıkıyor karşıma; sokağın başında, bir evin kapısının önünde, turuncu saksıdalar. İnsanların depresif halleri geliyor aklıma. Ezilmiş çiçeklere benziyor insanlar, depresyona girdiklerinde. Neden bilmiyorum ama bu benzetme iyi hissettiriyor bana. Bir daha bakıyorum çiçeklere. Sonra sola dönüyorum, araba geçiyor, kırmızı Vosvos, yol veriyorum. Uzun bir yola gittiğini hayal ediyorum, iki yanı çimenlik ama ağaçsız. Ağaç havayı değiştirir. Sade çimen, kuru, nemsiz bir hava. Sıcak olsun, yaksın. Sürücü sıkılıyor, camı indiriyor ve hatta aklına sigarası geliyor, yakıyor bir tane.

               Çimenler bitiyor, çalılılar ve sonra da ağaçlar başlıyor. Yol gittikçe uzasın. Ağaçlar sıklaşsın, adam yükseğe çıktığını fark etsin, üşüsün, camı kaldırsın. Sigarasını söndürsün. Ayrılan yollarda hep sola kırsın direksiyonu. Öyle yapınca farklı hissetsin kendini. Hani kimse söylemeden bir işi yaparsın da alnından öpülmüş gibi hissedersin ya, öyle. Nereye sapacağını söyleyen kimse yok. Yemek-bulaşık-temizlik üçgeninde dönen karısı Necla, dört aydır maaşını vermeyen patronu Haluk, sevgilisi Ayşegül…Hepsi  defolup gitmişti. Cehennemin dibine gitsinlerdi. Yol bozulmaya başlasın, çakıllar artsın. On beş dakikaya kalmadan yol bitsin, her yer taş toprak… Korksun sürücü. Vosvos geçti, egzozunu yutturdu bana. Aklımda hala çiçekler…Derken bir meydana çıkıyor yolum. Gürültünün geldiği yere yöneliyor adımlarım. Çöpten çıkarılan çocuk cesedini tartışıyor amcalar, bir elde nargile bir elde çay. Tabeladaki çay ocağı yazını okuyorum. Çay ocağı… Çayın sosyolojisi  iyice sıktı, şimdi de çay ocağına sarsalar ya diyorum. Sadece çay içilebilen bir mekan olsun, hasır tabureler, küçük tahta masalar, nazar boncuklu duvarlar; belki bir de bağlama asılıdır, Ahmat Kaya'nın sesi inletsin duvarları. ”Ezdirmem sana kendimi, gövdemi yakar giderim. Beddua etmem üzülme, kafama sıkar giderim” diyordu şarkı, ben geçerken. Çaylar koyu olsun, tütün dumanı bitmesin, her tarafa sinsin. Of çeksin birisi ciğerden, onun ardınca oflayanlar, sigara yakanlar…  Bir of da ben çekip ilerliyorum. Çay ocağının sosyolojisi fikrinden cayıyorum, “çok efkarlı be” diyorum. Meydana açılan başka bir sokağa sapıyorum. Üç teyze balkondan balkona sohbet ediyor. Beni görünce sesleri kısılıyor ama susmuyorlar. Sokağın sonuna geldiğimde hala seslerini duyuyorum. Sokağın sonunda birçok yol çıkıyor karşıma. Hepsi birbirine benziyor. Şaşkın şaşkın bakınıyorum, yollar yabancı, insanlar yabancı, hatta kediler bile bir farklı. Kaldırıma oturuyorum. Böylesi daha iyi. Daha kararlı hissettiriyor. Sanki sonsuza kadar orada otursam, dolaşıp durmaktan daha iyi gibi.

          Sürücü arabayı durduruyor. Havanın karardığını fark ediyor. Halbuki ne de güzeldi çimenler, ağaçlar, özgürce seçilen yollar…Zamanın geçip gittiğini nasıl da unutturmuşlardı ona. Özgürlük de öyle değil midir zaten. Kaybetme korkusu geldiğinde özgürlük, özgürleşir; tehlike halinde içimize hapsettiğimiz özgürlük azat olur.

          Araba toprak yolda dönerken zorlanıyor ama nihayet ters istikamette ilerlemeye başlıyor. Özgürlük yolları birer birer arkada kalıyor. Tepelerden iniyor sürücü, ağaçlar azalıyor, çimenlikler görünüyor. Biraz sonra evler görünüyor, yavaş yavaş şehrin havasını hissediyor sürücü; egzoz kokuları, kirli bir hava, birbirine karışan anlamsız sesler bütünü… Geldiği yolu arıyor fakat bir meydanda buluyor kendini. Çay ocağı tabelasının önünde duruyor.

-Selamun aleyküm

-Aleyküm selam.

-Buranın yabancısıyım. Otobana nereden çıkarım?

-Otoban arkalarda kaldı. Aha şu ara sokağa sapıver, dümdüz git, caddeye çıktığında tabelalardan bulursun.

-Eyvallah.

       Sürücü tarif edilen ara sokağa sapıyor. Sokağın başında ilk dikkatini çeken balkondan balkona sohbet eden üç teyze oluyor. Gözleri kırmızı Vosvos’a dikiliyor teyzelerin. Sürücü aldırmıyor. Sokağın sonuna geliyor.  Tarif edildiği gibi dümdüz gidiyor.

      Yanımdan hızlıca geçip giden Vosvos’a bakıyorum. Bir yerden hatırlıyorum sanki ama çıkaramıyorum. Uzun bir yola gittiğini hayal ediyorum, iki yanı çimenlik ama ağaçsız.

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR