Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» ---HÜSEYİN ARSLAN----YARATILANLAR ÇİFTİYLE KÂİMDİR
21 Haziran 2015 Pazar 02:00
12
14
16
18

YARATILANLAR ÇİFTİYLE KÂİMDİR

HÜSEYİN ARSLAN

                Hatırlarım, çocukluğumdan beri fikir dünyamın çevresindeki insanlar, erkeklerin kadınlardan ayrı ortamlarda olmasının daha uygun olduğundan dem vurur, Allah’ın murâdının da bu olduğunu ifade ederlerdi. Öyle ki eğitim-öğretimde de kız ve erkek çocuklarının, neredeyse hemen her yaşta ayrı olarak okumalarının onları kişilik olarak daha sağlam yapacağını ve ayrıca akademik başarılarının da daha yüksek olacağından bahsederlerdi. Hattâ bu noktada, bizdeki kız ve erkek liselerinin başarılarının yüksek oluşu ile  batı toplumlarında da bu türden okullarda başarının yüksek olduğunu delil olarak sunarlardı. Hâlâ da sunmaktalar. Peki durum hakîkatte böyle midir?

                Yüce kitabımız Kur’an’da, bizi ve bizden öncekileri yaratan (Bakara 21) Rabbimize kulluk etmemiz, takvaya ulaşmamız için en önemli şart olarak sunulmaktadır. Ontolojik olarak insanlık  erkek ve  kadın cinsinden-çiftinden (Hucûrat 13) oluşturulmuştur. Biri olmadan diğerinin anlam dünyası oluşmaz. Bu yaratılış sürecinde insanlığın (Âdemoğlunun), yaşadığı hayattan sorumlu tutuluşu ve bu hayatın genelinin serbestiyetlikten oluştuğu ve çok sınırlı bir yasak alanın olduğu da yine Rabbimiz (özellikle Rabb ifadesini kullanıyoruz) tarafından  (Bakara 35) bildirilmektedir. Yine her şeyi güzel bir şekilde yaratan, şekil veren şüphesiz ki Allah’tır. İnsanlığa ulaştırdığı son mesajda Rabbimiz;  evrende yarattığı her varlığı belirli bir ölçü içinde, özenle yarattığını bildirmiştir. Bu sebepledir ki, Allah'ın yarattığı varlıklarda güzellik, uyum ve denge vardır. Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:
"... Her şeyi yaratan ve bir ölçüye göre düzenleyen Allah'tır" (Furkan suresi, 2) 

"...Onun katında her şey bir ölçü (miktar ) iledir.(Rad suresi, ayet 8)

" Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık" (Kamer suresi, ayet 49)

Allah, evrendeki yarattığı her varlığa yapacağı işe uygun yapı, biçim, özellik ve yetenek vermiş; onların yaratılışını bir takım amaç ve hikmetlere dayandırmış, boş, gereksiz ve yersiz hiçbir şey yaratmamıştır.

             Allah’ın yarattığı eşyânın çiftler olarak bir arada oluşunu; cansızlarda “birbirini tamamlamak”, canlılarda ise hem “tanımak” hem “tamamlamak” olarak düşünebiliriz şüphesiz. İnsanın dışındaki varlıklarda bu durumun, yaratılış sürecinin her safhasında çiftlerin, dengeli bir şekilde birlikteliklerinin hem birbirleri için hem de ilişkide oldukları diğer yaratılmışların varoluş serüvenlerinin sağlığı açısından büyük önem arz ettiği bilinmektedir. Bu dengenin bozulması yine insan eliyle olmuştur şüphesiz. Meselâ Isparta yöresindeki ardıç ağaçlarının erkek cinsi, yüzyıllardır dengesizce ev yapımında kullanıldığından bir süre sonra dişileri dölleyebilecek ağaç azaldığı için, ardıç neslinde azalma olmuştur. Yâni ardıçın bir cinsinin var olması bir şey ifade etmemiştir. Neticede bir denge bozulmuş ve var olan ontolojik düzen de bozulmuştur.

                İnsan için de durum bundan farklı değildir. Sonsuz rahmet sahibi olan Rabbimiz (En’am 147 ve diğer bazı ayetler), mü’minlerin de dengeli bir ümmet olmalarını ve bu sayede insanlığa da misal olmalarını istemiş, bunun için de Rasûlünü model olarak yollamıştır(Bakara 143). Toplum hayatının iki önemli taşıyıcı sütunu olan kadın ve erkeğin bu hayattaki hemen her alanda birlikteliği, Hz. Muhammed dönemi ile hulefâ-i râşidîn döneminde bir denge içinde sürmüştür.(*)

              Bu sürecin sonunda Emevî iktidarı ile birlikte, Cahiliye Arap egemen sistemi, İslam görüntüsü ile tekrar hortlatılmıştır.** Bu yeni dönemde ise toplumu   kontrol   etmenin   en  önemli  şartı  olan  insan  cinsinin  birini, tabii en kolayından  olarak kadını, mutlak kontrol altına almakla mümkün olduğunun bilinci ile kadının konumu cahiliye dönemine rücû ettirilmiştir.

             Böylece Rasulullah döneminde bir kadın rahatlıkla mescide (okula) gelip peygamberden istediğini öğrenebiliyorken, Emeviler ve sonrasında bu durum önce kadının bütünüyle bir örtüye kapatılması  sonra da evine hapsedilmesiyle, erkeklerle mâkul insanî ilişkiler çerçevesindeki münasebeti neredeyse sıfıra indirilmiştir. İki cins için de tesettürün ve bir arada olmanın mâkûliyeti ortadan kalkmış, muhafazakar anlayış hortlatılarak, Furkan Sûresi 30. Ayette ifâde edildiği gibi (..O gün gelince Peygamber de «ya Rab, kavmim bu Kur'anı mehcur tuttular» demekte) akılcı (akıllı ve makûl değil) bir anlayışla adetâ cahiliyyeye, iktidarın kendine göre tanımladığı bir “İslam” görüntüsüyle geri dönülmüştü . Bundan sonra da İslam tarihinde kadınlar ictimâî hayatta hak edilen ölçüde bulunamamış ve eğitim hayatında da örgün olarak  ( XIX. Yüzyılın ikinci yarısına kadar) yer alamamışlardır.

            Kadının bu dışlanışı, öncelikle erkek egemen bir toplum yapısını tekrar güçlendirirken, kadının toplumda atacağı adımlar erkeğin(iktidârın) egemen isteklerine göre konumlandırılmıştır. Meselâ kadının vücudu, neredeyse tamamen kapatılması gereken bir alan olarak görülürken, bunun mantığı “bak açarsan ben bakmak zorunda kalırım!” ve “sakınması gereken kadındır” anlayışı gibi mâkûliyet fakîri bir duruma indirgenmiştir. Oysa Allah toplumda  karşı cinslerin mâkul bir ilişkisisinin “Ğaddu’l-basar” (bakışları kısmak , kontrol altına almak) ile mümkün olacağını bildirirken bu konudaki ilk uyarıyı önce erkeklere ve sonra kadınlara yapmaktadır. (Nûr 30-31) Dikkat edilirse ne Kur’an’da ne de onu uygulayan peygamberin hayatında kadın ve erkeğin bir arada olması engellenmemiş (sadece peygamberin eşleriyle ilgili ayrı bir düzenleme vardır ve o da dikkatlice incelendiğinde mâkul olduğu fark edilir) sadece, her şeyde olduğu gibi en güzel nasıl olur onun yoluna gidilmiştir. Psikolojide, küçük bir çocuk bile bir şeyden mahrum bırakılacak ise, bunun ona mâkul şekilde açıklanması tavsiye edilir. Tıpkı Rabbimizin bizler için (öncelikle VII. yüzyıl Arap toplumuna ve oradaki maksadın murâdı açısından bizlere) Kur’an’da getirdiği düzenlemelere mâkûl açıklamalar getirmesi gibi.

             Kız ve erkek çocuklarının birlikte okuyabilmelerinin mâkûliyetinin ilk şartı, onlara her yaş seviyesinde uygun bir şekilde, karşı cinsin öncelikle insan olduğunun sonra da karşı cins olduğunun ve farklı özelliklere sahip olduğunun anlatılmasıdır. Bunun için bir konferans veya sohbetten bahsetmiyoruz. Yeri geldiğinde bir güzel cümle bunu anlatmaya kâfidir. Ama elbette bunun okullarda uzmanlarca bazen kız-erkek karışık bazen ayrı olarak genişçe anlatılacağı zamanların da olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Fakat çocuklarımıza yapacağımız en büyük zulüm, onları birbirlerinin karşı cins olmalarının farkına vardırmadan ayrı okumaya zorlamaktır. Bu satırların yazarı da bir dönem hayatının ilk yirmi yılında aldığı eğitim ve anlayışın etkisiyle ayrı eğitim-öğretimi savunmuşken, bu durumun her iki cins açısından tamiri çok zor sonuçlara yol açtığının farkına varmıştır.

             Öncelikle; sadece erkek ve sadece kız sınıflarında, bir süre sonra karşı cinsin olmamasının, toplumsal bir tek yönlü algının oluşmasına yol açıyor. Böyle ortamlarda erkekler, etrafındaki toplam testosteron etkisiyle daha tahammülsüz ve saldırganlaşırken, cinsel sapmalara da maruz kalan kişiliklere davetiye çıkarmaktalar iken, kızlarda da, etraflarındaki  östrojen fazlalığı dolayısıyla benzer  (**) etkilere mâruz kalmaktadırlar. Neticede atalarımız boşuna “üzüm üzüme baka baka kararır” dememişler. Aynı rengin baskınlığı, farklı rengi yok etmektedir.

           Kızlarla beraber okuyan erkeklerde daha az agresif davranışlar görülmekte, sözlerine ve davranışlarına daha fazla dikkat etme gibi olumlu davranış oluşmaları görülmektedir. Aynı durumdaki kızlarda da hayata bakışta daha sağlam bir duruş, çaresiz kalabilecekleri durumlarda yine olumlu yönde davranış gelişimleri ile çözüm üretme, söz ve davranışlarda mâkûliyet görülmektedir. Böylesine karışık sınıflarda (hatta kızların birkaç kişi fazla olduğu) öğretmenlerin daha az yoruldukları bildiğimiz bir hakikat olması yanında değişik ülkelerde yapılan araştırmalarda da bunun doğruluğun açığa çıktığı ifade edilmektedir. ( Bkz.  Dr. Başak Demiriz- 23 Kasım 2013 tarihli ‘Kızlı Erkekli Eğitim, Doğru mu Yanlış mı?” yazısı)

            Karma eğitim gören çocuklarda, psikolojik olarak sosyal hayatta daha sağlam duruşlu, kendilerine, karşıdakinin önce insan sonra karşı cins olarak görülmesi noktasında sağlıklı bir bakış açısı verildiğinde de, cinsel kimliğinde bir sapma yaşamadan, ifrat ve tefrite de kaçmadan daha sağlıklı  bir hayat sürdürdüğü izlenmektedir. Aksi durumda ise birçok rahatsızlık verici durumun yaşandığına bizzat şahit olmaktayız.  Mevcut durumda görev yaptığım İmam Hatip Lisesinde bir çok öğrenci ile yaptığım görüşmelerdeki öğrenci ifadeleri bu durumu doğrulamaktadır. Yine sadece erkeklerin olduğu sınıflarda bayan öğretmenlerin, sadece kızların bulunduğu sınıflarda da erkek öğretmenlerin çok rahat olamadıkları da bir hakikattir.

           Yine karma eğitimde çocuklar ve gençler, toplum hayatının küçük bir modelini yaşamakta, kadın ve erkeğin ontolojik olarak ne olduğunu daha kolay kavramaktadır. Bu elbette sadece bu şekilde kavranacak bir şey değil. Şüphesiz ailenin, arkadaş çevresinin, hayata bakış açısının etkileri de yadsınamaz şüphesiz. Ama bu saydıklarımızın hepsinin neticede bir mâkûliyeti olması gerekirken, karma eğitimin de bir mâkûliyet çerçevesinde yaşanması sorunları en az seviyeye indirecektir şüphesiz.

         Bazı yabancı ülkelerde karma eğitimin sorgulandığı ve vazgeçilebileceği haberleri üzerine şunu söylemek gerekir. Şüphesiz batının tarihinde özellikle orta çağ boyunca Hrıstiyan ilahiyatının kadının olumsuz, sakınılması gereken bir varlık olarak gördüğü mâlumdur. Batı medeniyeti  reform ve Rönesans, ardından da aydınlanma çağı felsefesi derken nihayet sanayi inkılabının hem kadına hem erkeğe vurduğu ağır darbe neticesinde ,bu durumu aşacağım derken başka bir uç noktaya kaymıştır. Özgürlükler ve yasaklar noktasında sürekli ifrat-tefriti yaşayan batı bunu faturasını toplum hayatının bir kısmında çok ağır bir kısmında da hafif olarak ödemiştir. Batıdaki bu tartışmaların kaynağı da bu olup, bu tartışmaya maden bulmuşçasına sarılmak en hafifiyle tarihi anlamamazlıktır.

          Neticede bizler “vasat bir topluluk” olma tavsiyesine mazhar olan mü’minler bunu eğitim alanında da ortaya koymak zorundayız. Ve bunu yine Rabbimizin içimize yerleştirdiği vahiy-peygamber olan fıtrat ve yolladığı vahiy ile onu uygulayan peygamberin yaşadıkları ile tabiî ki günümüzde yeni bir anlayışla, eskiyi aynen almadan (Mâide 104.. Bunlara gelin Allahın indirdiği ahkâma ve Peygambere denildiği zaman da «bize atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler yeter» diyorlar, ya ataları bir şey bilmez ve doğru yola gitmezler idi ise de mi?) fıtratımıza da en uygun şekilde eğitim-öğretim hayatımızı düzenlemeliyiz. Vesselam…

          *Hz.Muhammed Döneminde Kadın-Rıza SAVAŞ

     **İktidar ve Kader- Ahmet Baydar

                                                                                                                          17.05.2015

                                                                             

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR