Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» HÜSEYİN ARSLAN - GAZZE, ARAPLAR VE TÜRKLER
10 Ağustos 2014 Pazar 04:00
12
14
16
18

GAZZE, ARAPLAR VE TÜRKLER

HÜSEYİN ARSLAN

          "12 Eylül" 'ü, yedi yaşında iken, sabah bakkaldan ( o zamanlar bakkal vardı) ekmek almaya gittiğinde karşılamıştı bizim neslimiz. Tabii o gün ekmek gelmedi bakkala ve biz evimize dönmüştük. Evimize yani, bir İsrail bombardımanında yıkılmamış olan evimize.

            O yıl ilkokul ikinci sınıfa başlamıştık ve bazılarının yakınları hâlâ bir darbenin eseri olarak hapishanelerdeydi ve biz bilmiyorduk "bazı insanlar neden oralarda bazılarına işkence yapardı". Sonra hafızalarımıza onları da unutturacak sesler ve görüntüler kazındı. Radyolardan ( evimizde televizyon yoktu ben liseye gidene kadar) siyonist İsraillilerin ve sağcı Hrıstiyan falanjistlerin  Lübnan’daki Sabra ve Şatilla katliamlarını duyar olduk eylül 1982'de...İlk o zaman karşılaştık küçük zihinlerimizde İsrail denen terörist devletin eylemleriyle. Pek bir anlam vermemiştik ama nisan 1982'de Arjantin ile İngiltere'nin, Arjantin yakınlarındaki Falkland Adaları için savaşmasına ve İngiltere'nin kazanmasına dair duyduklarımızı ve   Sabra ve Şatilla Katliamları ile birleştirdiğimizde; birilerinin ötekilerle sorunları olduğunu anlamaya başlamıştık sanki. Bunlara ilkokul dördüncü sınıftan itibaren tarihe olan ilgim sebebiyle okuduklarımı eklediğimde daha iyi anlamaya başlamıştım...

                  Evet birilerinin sorunları vardı. Yine İslam'a ve İslam Tarihi'ne dâir okuduklarım ise, genel olarak Müslümanların ötekilerle bir sorunu olmadığını açığa çıkarıyordu. Hatta İbranilerle bile bırak sorunu olmasını zor duruma düştüğünde İsrailoğullarına yardım edenler hep Müslümanlar olmuş ve bunlar Hrstiyan ülkelerde gettolarda yaşamaktalar iken Müslüman ülkelerde rahatça yaşayabiliyorlardı. Çünkü tek ilah olan Allah'ın hiç bir ırk ile sorunu yoktu. Ama Yahudileşen İsrailoğullarının hep birileriyle, özellikle de hakkı haykıranlarla sorunları olmuştu. Yine târih öğretmişti ki siyonist Yahudiler ile birlikte emperyalist Avrupalıların körüklediği ırk temelli milliyetçi hareketler, Osmanlı topraklarının bütünüyle emperyalistlerin eline geçmesine zemin hazırlarken Müslüman halkları da birbirine düşürüyordu.

               Harb-i Umûmî'de 1917 ve 1918'de İngilizlere terketmek zorunda olduğumuz Filistin'de, Yemen'de, Irak'ta, Hicaz'da Arap kardeşlerimizin çoğu askerimize yardım etmişken, ordularımız oralardan ayrılırken (özellikle Filistin’den) " ne olur bizi bu işgalcilere terketmeyin" (*) diye yalvaran bu kardeşlerimizin yardımsever ve dayanışmacı halleri gözden kaçırılıp, kendini para ile İngilizlere satan bir kısım Araplar yüzünden bütün Araplar hain damgası yemişti. Oysa çok önemli bir şey gözden kaçırılmıştır. O da; İstiklal Harbimizde milli mücadeleye karşı çıkan bir sürü Türk de bir çok yörede askerimize karşı çıkmış ve isyan etmişti. Ama nedense Araplar hain Türkler ise değildi.

                      Ama şükürler olsun ki bizler bırakın barış zamanında alınacak tavırlar içinde kötülüğe sapmayı, savaş ve düşmanlık durumlarında bile zulme ve adaletsizliğe sapmamayı öğreten Kur'an ayetlerinin (Maide 8- Ey o bütün iman edenler! Allah için duran hâkimler, adâlet nümunesi şahidler olunuz ve sakın bir kavme buğzunuz sizi adaletsizliğe sevk etmesin, adâlet edin takvaya en yakın olan odur, Allah’tan korkun müttekı olun çünkü Allah her ne yaparsanız habîrdir.) olduğunu öğrenmiştik. Ve biliyorduk ki ontolojik olarak toplumlar değil ama insanlar kötülüğe meyyal olabiliyor ve bu diğerlerince önlenmediğinde topluma yayılabiliyor.

             Şimdi birileri de kalkıp diyecektir ki "Siz Müslümanlar illâ ki her şeyi Kur'an'dan öğrendiğinizi söylüyorunuz. Biz ise kendimiz bu hakikatleri öğrenebiliyoruz.” Oysa  bu tipler, kendileri kabul etmese de onları da yaratan Allah'tır ve içlerindeki bu hakikat duygusunun öne çıkarılması bizzat İslam'ın diğer anlamı olan fıtratın ortaya çıkarılmasıdır. Ve eğer herhangi bir vahiyle karşılaşmadığında insan zaten, bu fıtratındaki “güzel” duygularını öne çıkartmakla  sorumludur. Oysa bunu insana hatırlatan bir vahiyle muhatap olduklarında bunu görmezden gelebiliyorlarsa bu da en büyük günahlardan olan kibrin ifadesidir.

               Selam hidayete tâbi olanlara ve sözün en güzeline uyanlara olsun...

               (*) Bakınız TRT yapımı “Yakın Tarihin İzinde Anılarve Duygular-Kudüs” 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR