Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» HÜSEYİN ARSLAN-------İNSAN NE ANLATIR...KAPİTALİZM VE HURAFE
02 Nisan 2015 Perşembe 19:00
12
14
16
18

KAPİTALİZM VE HURAFE

  Hüseyin ARSLAN

"Zebân-ı tiz ile ortaya girmiş muttasıl gûyâ

olam der mâdih-i peygamber-i âhir zamân hançer" FUZÛLÎ

“Şimdiyi anlamak için tüm geçmişin seferber edilmesi gerekir" Fernand BRAUDEL

 "Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser." Karl MARX

 

           Fransız yönetmen Jean-Pierre Jeunet’in 2013 yapımı “L’extravagant voyage du jeune et prodigieux T.S. Spivet” filminde, 10 yaşındaki küçük T.S. Spivet bir bilim yolculuğu için evden gizlice ayrılır ve evlerinin önünden geçen yük trenine biner. Yolda bir vagonun kendisine mesken edinmiş ihtiyarla yaptıkları sohbette ihtiyarın anlattığı hikaye şöyledir:

“ Çok uzun zaman önce, hasta bir serçe varmış, ve güneye uçacak gücü yokmuş. Bensiz gidin, demiş çocuklarına. Kendime soğuktan saklanacak bir yer bulurum ve sizinle baharda görüşürüz.

-Peki hayatta kalmış mı?

-Kuş bir meşe ağacına gidip; yapraklarının arasına sığınabilir miyim diye sormuş. Fakat meşe soğuk ve kendini beğenmiş bir ağaçmış ve onu reddetmiş. Kavak ağacı, söğüt, karaağaç…Hepsi kuşu reddetmiş, buna inanabiliyor musun?

-Sanırım.

-Soruyu cevaplama, bu hikayenin bir parçası...

-Özür dilerim!

-Sonra ilk kar yağmış. Serçe, son çare olarak çam ağacına gidip sormuş.Çam ağacı, sana fazla bir koruma sağlayamam, benim yapraklarım iğne gibi. Fakat cevabım...Evet demiş. Neşe ile coşan serçe hemen oraya yerleşmiş ve ne olmuş biliyor musun? Kışı atlatmış. Çocuklar döndüğünde gözyaşlarını tutamamışlar. Bunu gören tanrı diğer bütün ağaçları bencillikleri için cezalandırmış. O günden sonra, tüm ağaçlar kış boyunca yapraklarını kaybetmişler, serçeyi kurtaran Çam ağacı dışında. Bu hikayeyi bana büyükannem anlattı. Daha önce duymuş muydun? Şimdi cevap verebilirsin.Hikaye bitti!

-Hikaye çok güzeldi. Fakat, çam ağacı yapraklarının izole yapısı serçe büyüklüğünde bir canlıyı hayatta tutacak ısıyı veremez. Büyükannen sana yalan söylemiş. “

Evet hikaye güzel ama biz “modernlerin” gözünde hikayeyi anlatan büyükanne “yalan” söylemiş. Jeunet, filminde adeta küçük çocuğun şahsında biz modern çağ insanlarını, hikayeyi anlatan yaşlı adamın şahsında ise (ve tabii ki onun büyükannesi) ise modern öncesi insanlığı sembolize etmiş. Gerçeklik üzerinden yaşamayı kabullenen bir (modern) çağda, bu çağın insanı için, hakîkati vurgulayan tahayyülün önemi kalmaz şüphesiz. Hele ki bu çağın, adeta deposundaki yakıt işlevi gören pozitivizmle donanmış kısımlarının etkisi ile bu durum iyice belirginleşmiş olur. Her ne kadar pozitivizm ilkesel olarak ömrünü tamamlasa da etkileri açısından belki de yeni kendisini gösteriyor. Bu yüzdendir ki modern insan (kahramanımız T.S Spivet gibi) anlatılan hikaye, efsane ve kıssalara gerçekli(k)ği üzerinden değer yüklemesi yapar. Dolayısıyla yükleyebileceği hakîkî bir değerden de yoksundur.

Modern insan; duyabildiği, görebildiği, dokunabildiği ölçüde yaşar ve bunun dışında pek bir şeyi hayata tutunma ve onu anlama ekseninde kullanmaz. Düşünme işini ise önceki nesillerde olduğu gibi sadece bazılarına tevdî eder ve onların çoğu da yanlış düşündüğü için hep beraber bâtıla dalarlar. Birilerine ve bir yerlere (fikire) sorgulamadan bağlanmanın değişmez kaderidir bu. Oysa düşünmeyi ve sorgulamayı, en temel hareket noktası edinmemizi söyleyen Rabbimiz, Kur’an’da “…”:     Bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü, işitme duyusu, görme duyusu ve kalp, bunların hepsi  bundan sorguya çekilecektir!” (İsra 36) buyurmaktadır.

İşin kötüsü Müslüman akıl da bu tutarsızlıktan payını almış ve  hele de değerli kılınarak kutlu bir hediye olarak sunulmuş bir vahiy de varken, kendini aklı ile düşünmekten beri kılarak, özellikle batı medeniyetinin çıkardığı sorunlarla yüzleşmeyi aklı ile vahyi harman ederek düşünmekten çekinerek, yine karşıdakinin elbisesini giyerek bunu yapmakta. Buradaki en büyük handikap da şüphesiz rivayet kültürünün dinin aslının önüne geçirilmiş olması. Şimid burada her rivayetin sorunlu olduğunu değil de (şüphesiz çoğu sorunlu olmaktan beri değildir) rivayetlerin değerlendirilme sürecinde, süzülerek, damıtılarak kullanılmamasından ve sonucunda da bir hakîkat ortaya çıkarmamasından söz ediyoruz. En basitinden hem Mekkî hem de Medenî surelerde Âdem –İblis kıssasının, bir kıssa olduğunu görmezden gelerek, bize bir hakîkati vurguladığını göz önüne almadan hemen alelacele buradan yaratılma sürecini, bir erkek ve bir dişiden (yani iki kişiden) yaratıldığımızı (ki öyle olsa insanlık ensest ilişkiden türemiş olur ki sünnetullaha aykırıdır) ve sonuçta cennetten -ki onu da hemen dünyanın dışına hasrederek- atılıp dünyaya düştüğümüze inandığımız bir paradigma üretiyoruz. Mesele şu ki Kur’an’ın indiği sırada hiç kimse bunu böyle anlamamıştır. Ama dil de toplum gibi değiştiğinden dolayı sonrakiler, kulaktan kulağa oyunlarında olduğu gibi ilk söyleyen(söylenen) den sonuncuya gelene kadar cümle öyle bir değişiyor ki anlamak için daha derin düşünmek gerekiyor tabii. Hemen her hurafenin bir hakikat boyutu olabilir tabii ki. Çünkü insan odur ki hakîkati en iyi hikayeleştirilmiş nasihat ile ile kavrar. Bu da çoğu tahayyülün kavrayabileceği ve önemli ölçüde de tahayyülden oluşan hikaye (kıssa, esâtir < story > history) dediğimiz budur zaten. Yeter ki hurafeyi doğrudan hakikatin kendisi zannetmeyelim.

Bu çerçevede, “modern çağın en büyük hastalığı nedir?” diye sormuyorum bile çünkü bu çağın kendisi bir hastalıktır. Öyle ki neredeyse herkesin ağız tadı kaçmış durumda. Her gerçekte hem mecazen. Biraz düşünürsek yediğimiz, içtiğimiz şeylerin bile 20-30 sene önceki tadı yokken hayatın nasıl tadı olsun. Tabii bunun müsebbibi modernizm ve bunu doğuran modern insan şüphesiz. Batı medeniyeti rönesans sonrası düşünmeyi keşfetse de Machiavelli eliyle yeşeren Makyevelist felsefenin peşine düşünce, yani insan  için, herhangi bir amaca ulaşmak için herşey mübah olunca hayat da kirleniverdi. Bu daha önceki çağlarda da olabilen bir davranış şekliydi şüphesiz ama ilk defa modernizmin doğurduğu kapitalizm eliyle bu tavır, bütün dünyaya teşmîl bir hâl alıverdi. Bunun doğurduğu iki şey oldu aslında. Birincisi her hurafeye hemen bir pozitivist tavır almak. İkincisi de bu tavra karşı ilaç olsun diye hurafeyi doğrudan hakikat olarak görüp (modern insanın görüntüye öncekilerden daha fazla teslim olduğunu unutmayalım) rddiyesini de bunun üzerine binâ etmesi.

Sonuç mu; ufak bir sarsıntıda binanın çökmesi elbette. Yine hatırlayalım ki; “Allahdan başka veliylere tutunanların meseli örümcek meseli gibidir: bir ev edinmiştir fakat evlerin en çürüğü de şübhesiz örümcek evidir, eğer bilselerdi” (Ankebut 41.)

Vesselam…


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR