Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» RAMAZAN EGE - OSMANLI HÂKİMİYETİ - I I -
02 Aralık 2012 Pazar 19:55
12
14
16
18

 

Osmanlı Devleti’nin içinde barındırdığı değişik unsurları yönetmek için kullandığı Millet Sistemi, 1789 sonrası gelen Milliyetçilik düşüncesinin etkisiyle kullanılabilirliğini yitirmişti. Hele bu etnik grupların büyük devletler tarafından kışkırtılmaya başlanmaları, Osmanlı Devleti’ni güç durumda bırakmıştı. Milliyetçilik, Batı’dan gelen pek çok etkiyle önce entelektüel hareket olarak belirmişse de, daha sonra genişleyerek aydınlar arasında yayılmaya ve halka kadar indirilmeye çalışılmıştır. Bilindiği üzere ilk olarak Batı’da XVIII. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan “Milliyetçilik” ilkesi, bir topluma ulusal benlik veren ve ulus olacak şekilde olgunlaştıran unsurları; dil birliği, din birliği ya da aynı coğrafi sınırlar içinde yaşamak, aynı hanedana bağlı olmak vs. gibi şartlara bağlıyordu.

Öte yandan Ernest Renan 1882 tarihli bir çalışmasında ulus tanımını bu öğelerden ayırmış ve “subjektif” kıstas denen “ortak manevi ruh” esasına dayandırmıştı. Yukarıda sıralanan ortak paydalar üzerinden olgunlaşan Milliyetçilik (ulusçuluk) akımları çok milletli her imparatorluk gibi Osmanlı İmparatorluğu’nu da yapısal sorunlar, siyasal çalkantılar ve hatta yıkılış durumuyla karşı karşıya bırakmıştır. Osmanlı tebaası olan Arap unsurların bu süreçten etkilenmesi, Arap ulusçuluğunun üretilmesi sonucunu doğurmuştur.

Arap milliyetçiliğinin beslendiği kaynakları üç aşamada ele alabiliriz: Bunlar; İslam Öncesi Dönem, XIX. yüzyıla kadarki İslamî Dönem ve Modern Dönem’dir. Araplar İslam Öncesi Dönemleri’ni canlı tutup, güç kaynaklarını ondan almakta ve İslam öncesi yaşantılarını kendilerinin öz kökü olarak görmektedirler. Ayrıca İslamî Dönem’in, İslam öncesi tarihlerinin bir devamı olduğunu söylemektedirler. İslam sonrası dönemde Araplar İslam’ı da milliyetçilik duygusuna bağlamışlarsa da, onlar bunu İslam birliği inancıyla değil, Araplık duygularını kuvvetlendirmek için yapmışlardır. Modern Dönem’de ise Arap milliyetçiliğini besleyen, din dışında yeni unsurlar ortaya çıkmıştır. Bunlar; dil ve ırk gibi unsurlardır.

Rönesans’ın doğurduğu kültür hareketlerinin sonucu olarak Batı medeniyeti ve düşüncelerinin etkisiyle başlayan Arap düşünsel uyanışı, daha sonra çoğunluğu Hıristiyan olan ve Batılı eğitim kurumlarında eğitim görmüş bazı kişilerin çalışmalarıyla düzenli bir milliyetçilik hareketine dönüşmüştür. Bu başlangıçta Arap kültürünü diriltme hareketi olarak başlamış, 1860’lardan sonra hızlanarak bütün Suriyeli Aydınlar arasında yayılmıştı. Bu aydınlar, Arap gazeteciliği ve tiyatroculuğu ile başlamışlar, sonrada özellikle Arap diline önem verilmesinin gerekliliği üzerinde durmuşlardır. Bu hareketin öncülerinin büyük bir kısmı Lübnanlı Hıristiyanlardı. Aslında XIX. yüzyıldan önce ve bu yüzyıl içinde de Arap bölgelerinde Osmanlı yönetimine karşı ayaklanmalar oluyordu. Ancak bunlar kesinlikle ulusçuluktan uzak, feodal ve dinsel nitelikli hareketlerdi. Bunlardan en çok bilineni Hicaz’da çölün en tutucu ve isyancı unsuru olan Suud kabilesince eyleme. geçirilen Vahhabîlikti. Arap ulusçuluğu da Türk ulusçuluğu gibi geç kalmıştır.  Bu gecikmenin temel nedeni kuşkusuz, güçlü kapitalizm öncesi kurumlar ve ilişkilerdir. Bu kurum ve ilişkiler çözülmeden, Arap coğrafyasının emperyalizmin pençesi altına düşmesi, ulusçu düşüncenin oluşmasını geciktirmiştir. Arap milliyetçiliği şu yada bu nedenle gecikmiş olsa da günü gelince ortaya çıkmıştır. Araplar etnik bağları, dili, gelenekleri ve dini içeren ortak geçmişlerinden güç almak istemişlerdir.

Modern Arap ulusçuluğu, Batı sömürgeciliğinin eline düşen Arap topraklarında ortaya çıkmıştır. Mısır’da Mehmed Ali Paşa yönetimi zamanında, Paşa’nın Avrupa’ya gönderdiği öğrencilerden Rıfat el-Tahtavî (1801-1873) Arap ulusçuluğunun öncüsü sayılmıştır. Tahtavî ve Osmanlı bürokrasisinde en yüksek yerlere ulaşan Tunuslu Hayreddin Paşa gibi Müslüman Aydınlar, İslamiyet’in modernleşme yanlısı yorumu içinde Arap Ulusçuluğunun yerini aramışlardır. Bunlara göre, Arap ulusunun gelişmesi Osmanlı ve İslam birliğinin sürdürülmesi ile mümkündü. Ayrılıkçı olmayan, ancak Osmanlı yönetiminde Türklerden çok Araplara yer verilmesi gerektiğini söyleyen Arap Aydınları da vardı. Hıristiyan Araplar da bu kanıdaydı ve Arapça’nın eğitim ve yönetimde resmi dil olarak kullanılmasını istiyorlardı.

Osmanlı Ortadoğusu’nda Arap milliyetçiliğinin oluşmasını ve etkinlik kazanmasını sağlayan bir diğer faktör de Batılı misyonerlik faaliyetleridir. Politik amaçla gönderilen misyonerler genellikle din adamlarından seçiliyordu. Bunlar gittikleri bölgelerde okullar, hayır kurumları açarak buraları amaçları için karargah olarak kullanıyorlardı. Batılı ülkelerden ABD ve İngiltere Protestan misyonerlere, Fransa Katolik misyonerlere, Ruslar Ortodoks misyonerlere siyasi, ekonomik ve teknik destek veriyorlardı. Misyonerlik faaliyetleri öyle hızlı gelişti ki misyonerler İmparatorluğun en ücra köşelerine kadar gittiler ve Osmanlı ülkesini bir ağ gibi sardılar. Sonuçta Osmanlı Devleti’nde etnik ve dini huzursuzluk artmış, ayrılıkçı kıpırdanmalar başlamıştır.

Erken dönem Arap milliyetçiliğinin etkin unsurlarından birisi de 1857’de Butros el-Bustani tarafından Suriye’de kurulan “El-Cemiyetü’l-İlmiyettü’s-Suriye (Suriye İlim Cemiyeti)” idi. Bu cemiyet Osmanlı birliğini ve bu birlik içinde Arap birliğini savunuyordu. Suriye İlim Cemiyeti onların kültürel ve sosyal gelişmesini sağlayacak, bu sayede Arap dili de eğitimde kullanılacak ve Arap kültürüyle birlikte gelişebilecekti. Siyasi kalkınma için bu gelişmeler gerekli görülüyordu. Başlangıçta Arap kültürünü diriltme hareketi olarak başlayan ve 1860’lardan sonra hızlanarak bütün Suriyeli aydınlar arasında yayılan bu hareket, Arap uyanışına önemli katkılar sunmuştur. İlk dönemlerinde Arap milliyetçiliği, tamamen Arap kültürüne duyulan ilgi ve özellikle Amerikalı misyonerlerin katkılarıyla desteklenen Arap dilinin modernleşmesi ile ortaya çıkmıştı, yani politik bir hareket değildi. Bununla birlikte bu edebi Rönesans siyasi bir durumun ifadesiydi. Çünkü ulusal bilinç uyandığı zaman, dili ve klasik edebiyatı tekrar güçlendirmek için ortaya konan çabalar büyük bir önem kazanmaktadır. Aynı şey Arap dünyası için de geçerlidir. Yabancı olana karşı verilen mücadele, kendine ait mirasın yeniden keşfedilmesine yol açmaktadır.

Osmanlı Devleti’nin “Doğu Sorunu” çerçevesinde dış baskılarla dönüştürülmeye çalışıldığı ve Balkanlarda milliyetçi ayaklanmaların Batılı güçlerce desteklendiği Tanzimat döneminde, Araplar henüz folklorik unsurlar üzerinden kendilerini yeni yeni tanımlamaya çalışıyorlardı. Arap Orta doğusu, bu ortam içerisinde I. Meşrutiyet’i karşılayacaktır.

Tanzimat Dönemi, İmparatorluğun kurtarılması için yeni çözümler benimseyen, İslamî devlet esasları yerine Batı’da demokratik mücadelelerden geçerek kurulan meşrutî sistemi amaçlayan bir neslin yetişmesini hazırlamıştır. Tanzimat Dönemi’nin ürünü olan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kurtuluşunu meşrutî sistemde gören “Genç Osmanlılar Cemiyeti” 1865’te kurulmuştur. Aralarında Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlarında bulunduğu Genç Osmanlılar’a göre meşrutiyet yönetimi kurulur, Meclis-i Mebusan’a Hıristiyan ve Yahudi halkın temsilcileri de katılırsa Müslümanlarla aralarındaki ayrılık giderilebilir ve bir “Osmanlı milleti” oluşturulabilirdi. Böylece Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmaları da önlenmiş olacaktır.

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR