Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» MUTLULUK HIRSIZI - MİRAÇ
14 Haziran 2011 Salı 13:25
12
14
16
18

 

 

 

 

 

MUTLULUK HIRSIZI

2 yıl olmuştu bu sevemediğim şehre geleli. Ve babamın bizi terk edip bir başımıza bırakıp gideli…

Herşey gözümde dün gibi capcanlı. Evimizin o soğuk puslu havasın da, gözlerimden akan yaşlar donuyordu sanki, yanaklarımdan çakıl taşı gibi düşüyordu kucağıma… Pıt… Pıt… Maddi bir soğukluktan öte, manevi bir şeydi bu. Babamın bize olan soğuk yüzünün bütün hayatımıza yansımasıydı… Gitti işte en sonun da… Kapıyı vurdu ve gitti… Annemi itti bir kenara, bizi zaten hiç görmedi… Belki de sevmedi. Hatta öpmedi… Her şeye rağmen hayatımdaki en büyük ellerdi, en sıcak ellerdi onun elleri, keşke son kez deysedi saçlarımıza…

Sessizlik… O çıldırtıcı sessizlik, bütün çığlığıyla uğuldamakta şimdi kulaklarımda…

Daha 11 yaşındaydım… Annem ve 2 kardeşimle beraber yaşama tutunmayı denedik bir daha. İsyanım vardı şimdi her şeye… Sokakta babasının elini tutan kıza, okulda çocuğunu almaya gelen babaya… Gülen her surata isyanım vardı… Neden biz?..

Ben gülemiyorsam kimsenin gülmesinin ne manası vardı? Böylesine bir nefreti doldurmuştu yaşananlar o küçücük yüreğime…

Okullar açılmış ve 2. haftaya girmiştik. Herkes yeniydi. Öğretmen, arkadaşlar… Alışmak imkânsızdı sanki. Hep bardağın boş tarafını görüyordu şimdi gözlerim. Kabullenmek… Ne zordu. Eksiği kusuru olan bir ben kalmıştım sanki şu koca dünyada… Onların da olmasaydı bu güzellikleri, onlar da benim gibi olsalardı? Hiç arkadaşım yoktu… Hep bir köşe de yalnız…

Bir teneffüs vaktiydi. Herkesin oyunda olduğu bir esnada, gözüme sıra arkadaşımın çantasının açıkgözü ilişti. İçinden son model bir cep telefonu bütün alımı ile göz kırpmaktaydı bana... Bir an… Bir an karardı her şey, elim benim değildi sanki uzandı ve… Aldı. Hemen çantamın en dibine koydum üstünü örttüm. Kalbim yerinen çıkmak, delicesine koşmak ister gibi hızlı hızlı atıyordu. Kimse bir şey fark etmemişti. Dersler bitti ve olabildiğince büyük adımlarla eve geldim.

Benim olan benden gitmişti… Ben de, benim olmayanı almıştım işte. Hayattan intikam almak istiyordum… Odama gittim heyecan, korku, karışık duygular içinde açtım çantamı, telefonu aldım elime… Ona sarıldım ve uykuya daldım…

Gözlerimi açtığımda gece olmuştu. Yaptığım hatayı o an idrak edebildim. Korkular sarmıştı şimdi her bir yanımı. Bunu ben nasıl yapmıştım. Ya annem öğrenirse? Ne derdim… Sabaha kadar döndüm durdum, yandım durdum. Sonra dalmışım bir kez daha uykunun merhametli kucağında.

Sabah kulak yırtarcasına, yürek hoplatırcasına bir telefon sesiyle fırladım yataktan. Telefondaki öğretmenimiz idi. Annemle konuştular evimize ziyarete geleceklerini söylediler. Sanki boğuluyor gibi hissediyordum kendimi. Ne yapıcam şimdi ben.

Öğretmenimiz durumdan haberdar olmuş ve diğer arkadaşlarım ile görüşmüş, telefonun bende olup olmadığını sormak için gelmiş.

Sordu…

‘Yok’ dedim… Yine sordu ve yine ‘yok’ …

Yoktu işte ne istiyorlardı? Sanki öğretmenimizin sorduğu telefon değil ‘mutluluk’ idi. Var mı kızım? Yok… Mutluluğum, mutluluğumuz yok öğretmenim…

Benden de onu çalmışlardı. Onu kim de arıyorsunuz, kime soruyorsunuz? Bu kızın mutluluğunu sen mi aldın diye…

Öğretmenimiz gitti. Annem çok üzüldü çok ağladı… Dayanamadım, çıkardım, getirdim ve verdim anneme… Al dedim. Al… Hırsız mıyım anne ben? Neden? “Neden biz?” idi aklımda ki tek soru halen…

Olay çözülmüş öğretmenimizin zekâsı ve marifeti sayesinde kimse benden şüphelenmemişti… Hayat yine devamdı yani…

Bir gün bizleri okulda ziyaret olarak Çocuk Esirgeme Kurumuna götürdüler. İşte o gündü hayatıma yeni bir yön veren…

Çocuk Esirgeme… Ne garip bir yer çocuklar var, abi, abla, kardeş… Eee… Peki, nerde bunların babaları anneleri? Gezmeye mi gitmişler? Gidipte dönmemişler mi?.. Hadi benim de babam yoktu, ama insanın hem annesi, hem babası nasıl olmazdı? Sorular… Sorular… Cevapsız sorular…

Hüzün vardı gözlerde belki, ama gülmesini, teşekkür etmesini, şükretmesini biliyordu buradaki çocuklar… Benden daha kötü durumdaydılar bu aşikâr ama ben gibi de değillerdi… Tebessüm etmişlerdi hayata. En manalısından…

Teslim oldum o gün… Şükrettim o gün… Anneme, kardeşlerime daha bir sıkı sarıldım… Tebessüm etmeyi öğrendim o gün…

Mutluluk mu? Meğer onu kimse bizden çalamazmış?

O hep bizimle… Şükretmesini bilene…

 

MİRAÇ


  Yorumlar

1 zeliha 2011-06-24
miraç, hikayen çok güzel ve sade.

2 metin genç 2011-06-14
biraz daha devam etseydi hikaye, dramatikliği, melonkoliyi yakayacaktım. güzel bir yazı. devamını bekliyorum.

«« İlk Sayfa    « Önceki      Sayfa 1      Sonraki »    Son Sayfa »»
   (Toplam 2 Kayıt )   

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR