Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» MÜSLÜMAN SEVDALISI YİĞİT İNSAN BAHATTİN ABİ - SAMİ EREN
20 Ağustos 2011 Cumartesi 16:00
12
14
16
18

Bu yazı ve onunla ilgili yazılan birçok yazı gibi o aramızdan ayrıldıktan sonra yazılan, bir şehadet namedir. Şahitliktir.

Çocukluğunun, delikanlılığının geçtiği sokakları adımlamak bir aşktı onun için. Zeytinlik ve Levent semtleri göçmen çocukları arkadaşıydı. Çocukluğunda ülkü sineması Albayrak sineması Büyük Sinema önü kitap satıcılarıyla cıvıl cıvıl İzmir’in hatıraları onunla Afganistan’a kadar ulaştı.

 Sivaslı bir ailenin 3 çocuğundan biriydi. İzmir’de ilköğretimi ardından İmam Hatip Lisesi. İzmir stadında atletlik yaptığı günler. Yine en son İstanbul Avrasya Maratonu’nda koşan bir akıncı.   

Tarih 1970’li yıllar Türkiyesi ve İzmir. Devrimci Gençliğin yoğun olduğu İzmir ve Daha o zamandan bir İslamcı. Hem Atatürk stadında koşar hem orucunu aksatmazdı.

 Milli Türk Talebe Birliği, Akıncılar: onun en son bulunduğu iki genel talebe kuruluşlarıydı. MTTB’nin İslamlaşma serüvenini en kesif bir şekilde yaşayanlardandı. Akıncılar’da tabelayı asanlardan, gün gelip de tabelayı indirenlerdi. Başkanlık da yaptı İzmir’de.

Sonradan kurulan MTTB’nin eskisi gibi olmasını umut etti ama olmadığını olmayacağını da anlatanlardandı, yazdı da..

Hep bir yerlerde hep dolaşmakta dolaşmaktaydı. Erdem Beyazıt’ın ifadesiyle belki:

Bir gezgin adam

Bir adam belki de en çok bir rüzgârdır şimdi

Sisli yabancı bir gölge gibi gezgin bir rüzgâr

Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor

Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor

Başlıyor içinde sonsuz susuzluk

Avuçlarının içi terliyor.   “

Ama şehirlerde hep yerli gibi dolaştı İzmir İstanbul, Bosna, Keşmir Fas, Tahran, Sudan, Libya … Akıncı olmak, gezgin olmak akınlarda olmaktı. Hep oraları yerel kıyafetleriyle gezdi. Ama yakışan bir edayla giyer,  oralarda oturacak bir çay ocağı bulur, yalnızsa gazetesi ve mutlaka çantası hayır hayır poşetinden kitabını -mutlaka yeni bir kitaptı- çıkarır, buluşacağı kimseyi bekler; simit veya benzeri bir katıkla çay ama çay içerdi. Nerede olursa olsun sigara değil, çayını içerdi. Yanında sigara içenlerle hiç münazaraya girmezdi,

Bazen evindeyken Afgânî kıyafetleriyle karşılardı misafirlerini. İran’ı Afganistan’ı İstanbul’u, Erzurum’u ondan öğrenirdi 70’li 80’li 90’lı gençlik kuşakları. 2000’li öğrenciler yine onunla kahvaltılar yaptı ve seyahatlerinden hikâyeler dinledi.

Anlattıkları bir coğrafyanın, İslam coğrafyasının gerçek hikâyeleriydi. Tarihi de anlattı. Barbaros Hayretinin Paşanın hayatını “-mesela bir film yapsak - eloğlu ne da güzel yapıyor.- ne iyi olur.” derdi. Bunlar bizim hikâyelerimizdi.

Sanki dönemin Evliya Çelebisi, İbn-i Battuta’sıydı. Dinleyenler, can kulağıyla Dede Korkut’un boy boylaması soy soylamasını beklerlerdi. O da anlatıların sonunda bunu da yapar, gençlerin ufkuna ufuk katardı. “-Bak aslanım!” der... devam ederdi.

Fenerbahçeliydi. Bir fanatik kadar o takımı iyi tanır; Cim bom’a yenildiğinde Fener’in lider olamayacağı tezini dillendirirdi.

Hakkâri’ye terör sıkıntılarını düşüne düşüne gidecek bir öğretmene:

-Ne var! Öğlen İran’da, ikindi Irakta çay içersin. diyerek coğrafyadan, bizim coğrafyanın şehirlerinden bahse konuyu getirir; zorluklara umut’u katardı.

Türkiye’yi buram buram yaşamış; İzmir. Erzurum İstanbul İslamcılarını tanımıştı. Onlarla çay içecek hukuku vardı. Kolay kolay arkadaşlık, kardeşlik hukukunu bozmaz, bozulmasından hoşlanmazdı.

Şiirle uğraşan bir öğrenciye İstanbul’da Nurettin Duman’ın çayını içmesini salık verir, İsmet Abiden Sezai Abiden dem vurur, Erdem Abiden, rahmetli Cahit Abiden okumalarını önerirdi. Ustalara sahip çıkılmasını onların takip edilmesini ister, edebiyatçılara edeplice davranırdı. İstanbul’a gidenlerin İstanbul’un her sokağında tarihi yaşamalarını isterdi. “Kimileri derya içindeler deryayı bilmezler.” der, şehirlerin kültür, sanat, fikir dinamiklerini; kişilerini, tarihlerini anlatır. “- Öğrenin bunları.” derdi. Bir öğretmendi.

Bunları derdi de yapar mıydı ? Evet. Bahattin Yıldız’ın zikri ne ise hali de oydu. Her hangi bir işi yoksa söylediklerini kendisi de yapardı. Zaten işini ona göre ayarlardı.                                                                                                                       

                                                                                                                                                       

                                                                                                                                                     

                                                                                                                                                         

Gençlerin Bahattin Abisi olmak oydu işte. Dem almamış aceleye gelmiş  bir çay, kalabalık bir öğrenci evi,  onun için bütün evlerden daha iyiydi sanki, Medine dönemi suffe ehli gibi öğrenci evleri onun mutluluk kaynağıydı, gençlik ışıltısıydı, enerjisiydi. Hiçbir öğrenci evinin davetini geri çevirmez oraya da eli boş gitmezdi.

Ama her konuda ona danışabilirdiniz. Kırılmaz, gücenmez dinler, bilirse örnekler verir, bilmezse ben anlamam ama şöyle de böylede olabilir derdi.

Evlilik mesela, konularında akıllı olunmasını Peygamberin hadisindeki kriterlerin, tercihlerin, özellikle güzel olanına dikkat edilmesini, evlenince gözün dışarıda olmamasını isterdi. Bazen evlilikte soylu gelenekli aile evliliklerini önerir, ön ayak olunmasını söyler ve bazen de bunu yapardı. Ama öğrenci başkanlarına güvenir “- Allah yardımcınız olsun.” der elinden geldiğince hiç birinin düğününü kaçırmazdı. Aile sorunlarında ilk önce bizim oğlanı paylar, gelinle ilgilenmediğini,  söyler, olsun demezdi.

Nişanlısıyla buluşmaya giden bir gencin takıldığı cafe’ya yakın gidildiğini anladığında

“-Hadi kalkalım buradan ayıp olur sonra.” der oradan ayrılırdı.

Halden durumdan anlardı. O,bir dava adamı olduğu kadar Hâl Adamıydı. Kimsenin eksikliğini yüzüne vurmazdı. Dostlarını bir dost gibi sever. Ama düşmanlarını gerektiği kadar mertçe karşılardı. Çok kızdığında “-Anlamıyorum bu …., ya çok cahil ya hain derdi.” .Akıllı olduğuna göre hainliği ağır basardı …...

Alçağa da alçak derdi. çekinmezdi.

İstişarelerde en ağır sonucu hatırlatır, tedbiri elden bırakmayın derdi. Katılmadığı kararlara çekincesini koyardı.  Çekinmezdi. Oyun içinde oyunu bozardı. Çok hukuklar bozmadı ama çok oyunlar bozdu.

ONLAR GİTTİLER..


Yalnız bir yemin kaldı aramızda
Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda..

Onlar gittiler..
Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
Ben şimdi bu yanda
Gerilmiş bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasına..

Onlar gittiler..
Gelen zamandan bir haber gibiydiler
Ben şimdi bu yanda
İçilmiş bir and için bekleyenim
Kurulmuş saat gibi..

Onlar gittiler..
Giderken bir muştu gibiydiler..                                        Erdem Beyazıt


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR