Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» BAHATTİN AĞABEY - ÇEŞMELİ RAMAZAN*
22 Ağustos 2011 Pazartesi 14:2
12
14
16
18

1994 yılının sonbaharıydı. İzmir’e yeni açılan bir kitapevinde bazı kitaplara bakınıyor ve yeni yeni tanıdığım kitapevinin sahibi İsmail Dursun ağabey ile konuşuyordum. İçeri bir adam girmişti. Sakallı heybetli ve insana güven veren gözlerle etrafa bakan bir adam. İsmail Dursun ile konuşmaya başladı. Bense onlarla fazla ilgilenmiyor arada sırada İsmail Dursun’a bazı kitapların fiyatlarını soruyordum. Sonra İsmail Dursun’a O, beni sordu kim bu delikanlı dedi. İsmail Dursun ona beni tanıttı sonra konuşmaya başladık ve o gün bana üç tane kitap hediye etmişti. O adam sonrasında düşüncelerimin ve hayatımın gelişimine imzasını atan Bahattin Yıldız ağabeydi. Üniversiteye hazırlık evremde en büyük destekçim o oldu. Okuyacağım şehir ve bölümü belirlememde bana kesin bir şey söylememiş olsa da onun bakış açısının ve bana kazandırdığı ufkun etkisi olmuştu. Öğrenimim bittikten sonra lisansüstü eğitimime geçişte de onun öngörülerini ve tavsiyelerini göz önünde bulundurmuştum. Bana ortaçağ tarihçiliğini o tavsiye etmişti. Selçuklu tarihine büyük önem veriyordu ve bu alanda çalışmalar yapılmasını istiyordu. İlk farsça okumalarını beraber yapmıştık.

Bahattin Yıldız’ı herkes daha çok eylem adamı olarak tanır ve daha çok o yönü ile konuşulur. Halbuki Bahattin Ağabey ne kadar bir eylem adamı ise o kadar da fikir adamıdır. O çok geniş bir ufka sahip şahsiyetti. Bugün gazete ve dergilerin baş köşelerini kapmış pek çok isminden daha zengin bir birikime sahip güçlü bir entelektüeldi. Hayatı kavganın ve savaşın içinde geçmesine karşın gençlere hep tek bir tavsiyesi olmuştu: okumak. sürekli okumayı tavsiye ederdi. Özellikle de tarih ve edebiyat okumayı önerirdi. Her zaman elinde ya bir kitap ya da bir dergi bulunurdu. Yüksek lisans ve doktora derslerinde gördüğümüz konuları Bahattin Ağabey ile konuşunca bir anlam kazanıyor zihnimizde şekilleniyordu. Yüksek lisans tezimi danışman öğretim üyesinden önce birde Bahattin Ağabeye okutmuştum getirdiği eleştirilerin danışman hoca ve tez jürisininkilerle örtüşmesi Bahattin Yıldız’ın sahip olduğu akademik çapında bir göstergesi olmuştu benim için.

Bahattin Ağabey’in bizim dediği coğrafya çok geniş bir coğrafya idi. O hiçbir etnisiteyle bölgeyle ve kültürle tanımlanamayacak kadar evrensel bir adamdı. Ufku bütün bir dünyayı kavrayacak kadar genişti. Düşmanlarının ve karşıtlarının kendisine ve düşüncelerine karşıtlığını kendisi temellendirecek kadar geniş düşünebilen bir zihne sahipti. Hoşgörülü bir insandı arkadaşlarının ve ağabeylik yaptığı gençlerin hatalarını ve yanlışlarını bağışlardı ya da görmezden gelirdi. Öyle ki bir gün biri geldi ve Bahattin Ağabey’e çevrede genel olarak kötü bilinen ve Bahahttin Yıldız ile arası da iyi olmayan bir adam hakkında bir şeyler söyledi. Yaptığı son hatayı Bahattin Ağabey’e anlattı ve sonuna ağabey biz bu adamı napacağız diye ekledi. Bunun üzerine Bahattin Ağabey, “Napacağız aslanın yapacak bir şey yok ümmetin tamamı dört dörtlük mü olacak bir kaçımızda öyle olsun onu da öyle bileceğiz ona göre davranacağız yapılacak bu” demişti. Bu tavrı beni çok etkilemişti. Karşıtlarının karşıtlıklarını ve kendi çalışmalarına verdiği zararı bile görmezden gelen ve üzerinde durmayan bir adamdı o. Bahattin Yıldız’ın affetmediği iki şey vardı: Vefasızlık ve böbürlenme. Çok mütevazi bir hayatı vardı Bahattin Ağabey’in. Hiçbir zaman bir ilgi ve saygı beklemezdi. Bir sohbet ortamına sonradan geldiyse asla önlere geçip protokol yerine oturmazdı en arkada en müsait bir köşeye oturur kimseyi rahatsız etmezdi. Öyle ki pek çok programa geldiğini bile sonradan öğrenirdik. O hayatı boyunca asla makama, mevkie ve itibara önem vermiş, bunların peşinde koşmamıştı. İzmir’de son 15 yılda birçok dernek ve vakıf onun gayretleri neticesinde kurulmuştu ama o hiçbirinde değil başkanlık yönetim kurulu üyeliği bile almamıştı. Onun tek makamı ve unvanı “ağabeydi.” O hep mütevazı olanı, küçük olanı tercih etmişti. Akranlarının çoğu ya siyasete atılmış bakan düzeyine kadar ulaşmıştı ya da ticarete atılıp prestij sahibi iş adamı olmuştu. Ama o öğrencilik yıllarındaki aynı duygu ve heyecanla öğrenci faaliyetlerini sürdürmüş ve kendisinden sonra gelen öğrencilere ağabeylik yapmıştı. O bu durumunu mezuniyetimden sonra yol ayrımındayken bana yaptığı bir tavsiye konuşmasında şöyle anlatmıştı: “Okulum bitti artık bir karar verme aşamasındaydım baktım karşımda iki yol var akranlarımın ve ağabeylerimin yanında makam mevki ve prestij getirecek daha kalbur üstü bir yol bir de hiçbir maddi getirisi olmayan öğrencilerin yanındaki yol ben ikincisini tercih ettim.” Evet o eğer birincisini tercih etmiş olsaydı şuan ya iktidarı zorlayan bir partinin genel başkanı ya da bir bakan veyahut da yurtdışı yurt içi büyük ihaleler alan bir holdingin yönetim kurulu başkanı olacaktı. İnsanların günümüzde bir küçük selam ile bir küçücük bağlantı ile büyük işleri götürebildiği bir ortamda o yurt içi yurt dışı bütün bağlantılarının açık kredilerinin yüksek olmasına karşın hiç böyle bir yola girmedi düşünmedi bile. O bu bağlantılarını sadece insanlara yardım etmek ve ilgilendiği gençlerin önünü açmak adına kullanırdı onu bile utana sıkıla yapardı. Geçimini ise elinin emeği ile kazanır onunda önemli bir kısmını gençlere ve hayır işlerine harcardı. 16 yıldır tanıdığım Bahattin Ağabey’i asla lüks bir restoranda yemek yerken görmedim. Yemek yediğimiz mekanlar Kemeraltı’nın kenar köşe çay ocakları menümüz ise gevrek peynirdi. Birde Osman Aydepe’nin dürümcü ocağı. Asla mağazalara girip üst baş aldığını görmedim o hep halk pazarlarından giyinirdi ama asla salaş giyinmezdi.

Çok hareketli bir yapısı vardı yerinde durmazdı. Çok geniş bir dost çevresi vardı ve dostlarını asla ihmal etmezdi. Aynı anda çok farklı işlerle ilgilenir ve hepsini sonuçlandırırdı. Aynı anda çok farklı insanlarla ilgilenir herkese ve her meseleye zaman ayırırdı. Aynı ortamda hem 20’li yaşlarda bir üniversite öğrencisini hem 40’larında bir memuru hem de 60’larında bir eski dostu yan yana getirir hiçbirinin kalbini kırmadan her biri ile ayrı ayrı ilgilenirdi. Asla bir araya gelemeyecek konum ve tarzda insanları aynı ortamda bir araya getirir onları kaynaştırır ve yeni dostlukların doğmasını sağlardı. Şöyle bir düşünüyorum da meslek icabı tanıdığım insanları bir kenara bırakacak olursam şuan hayatımı paylaştığım insanların %90’nı ya o tanıştırmış ya da onu tanıyan insanlardan oluşmakta.

Gençliğinden bu güne dek bir şehirde bir aydan fazla kaldığı görülmemişti. Sürekli seyahat halindeydi. Bu seyahatleri ya bir dostu görmek için ya da sürdürülen bir faaliyette destek sağlamak içindi. Bu yurt içi ve yurt dışı seyahatleri onun ufkunu genişletmiş ve bizim kitaplardan okuduğumuz İslam medeniyetinin sınırlarını o bizzat görerek ve yaşayarak kavramıştı. Saatlerce süren sohbetlerimizde hep bir medeniyet tahayyül ederdi. Ve hep derdi “kavuşmak hayal etmekle başlar”. Gençlerin ufkunu da bu medeniyet tahayyülüne yönlendirirdi. O hep düşünce ve faaliyet ile ilgilenirdi. Kişilerle ve küçük olaylarla asla ilgilenmedi. Bulunduğu ortamda biri kişi üzerinden laf açacak olsa hemen konuyu değiştirirdi. Onun tek bir derdi vardı geniş İslam coğrafyasının yeniden yükselmesi ve İslam medeniyetinin bir taze ruh ile yeniden dirilmesi. Dua edercesine yakarırcasına hep aynı soruyu sorardı. “Allahım bu ümmetin zilleti ne zaman bitecek ne zaman iffetli günlerimize döneceğiz.” Bütün hayatı ise ümmetin ve İslam medeniyetinin dirilmesi için gayret ile geçti. O bu dirilmenin hem fiili gayret ile hem de düşünce ile gerçekleşeceğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden hem çok iyi bir okur ve entelektüel hem de tam bir eylem adamı idi. Bahttin Yıldız’ı Bahattin Yıldız yapan ise buydu zaten. İslam için her türlü faaliyette bulundu fiili cihad etti, Öğrenci yetiştirdi ve yetim besledi. Yayın evi kurdu kitaplar bastı ve bastırttı. Pek çok insanın ufkunu genişletti. Böylesine bir hayat ancak bu şekilde taçlanabilirdi zaten. O Hz. Ömerlerden asr-ı saadetten çağımıza sarkan bir ruhtu. Afganistan da cihad sırasında yaralanıp gazi olduğunda dua etmişti. “Allah’ım senin davan uğruna şehid olmak en yüce makam ama sen bana yaşamayı şu çağda senin dini yaşayacak ve yaşatacak çoluk çocuk sahibi olmayı nasip et” demişti. O kadar temiz bir dua idi ki bu Allah, ona beş çocuk ve İslam medeniyeti ruhu ile yoğurduğu yüzlerce kardeş ve manevi evlat nasip ettikten 30 yıl sonra bu duayı ettiği dağlarda şahadeti de nasip etti. O bir kutlu sözünde müjdelediği gibi yaşadığı gibi öldü Ruhun şad oldun Bahattin Ağabey! Aslanların seni asla unutmayacak örnek yaşamın rehberimiz olacak…

*Ramazan Haykıran


  Yorumlar

1 rifatt 2011-09-04
Selam. Uzun zamandır sitemizi ziyaret edemiyordum, güzel olmuş. Ramazan abi yüreğine sağlık güzel yazmışsın. Bahattin Abi’yi anlamak ve onun yüreğine sahip çıkmak dileğiyle...

«« İlk Sayfa    « Önceki      Sayfa 1      Sonraki »    Son Sayfa »»
   (Toplam 1 Kayıt )   

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR