Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» UFUK KÜÇÜK - YAĞMUR
22 Temmuz 2014 Salı 01:00
12
14
16
18

YAĞMUR

UFUK KÜÇÜK

         Hikâyenin sonunda rüyaymış her şey demek klişesinde boğulmayacağıma söz vererek başlıyorum. Rüya değil zira çalar saat tepemde zonklayarak çalıyordu. Böyle bir sabaha uyanacağım, nasıl derler kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Oysa dün gece her şey normaldi. Normaldi, yani sıradandı. Öyleydi galiba. İşten gelmiş, yalnızlığın verdiği hüznü içime atarak anahtarı cebimden çıkarıp kapıyı açmış, terliklerimi giyip mutfağa doğru yol almıştım. Yalnızlık, ruhu çıldırtan sadelik grevi. İşte kendi yemeğimi hazırlamış, TV karşısında pinekledikten sonra gidip uyumuştum. Ne hayat ama! Bir dakika bir dakika sayın okuyucu. Anlatırken fark ettim, hayatımı beğenmediğimden dolayı mı bu sitemim, yoksa onda ki kalitesizlikten dolayı mı? Bilmiyorum. Ama yatağıma yatarken aldığım derin nefes her şeye rağmen memnun ve mutlu olduğumu gösteriyordu sanırım. Ne olursa olsun, üç aşağı beş yukarı birbirimizden farksız yaşadığımız bu hayat, bizi, en azından akşam sıcacık yataklarımıza girebildiğimizden dolayı –her ne kadar belli etmesek, edemesekte-  mutlu ediyor.

             İşte böyle huzurlu ve sıradan bir günün akşamında uyumuştum. Her şey normaldi. Ta ki sabah yatağımdan kalkana dek. Ruhu daraltan sıcakların gelmesine rağmen o sabah kalktığımda odam karanlıktı. Belli ki kara bulutlar saf gökyüzünü acımasızca işgal etmiş, bizim gariban gökyüzü sesini çıkarmadan çekilmişti sahneden. Evet, odam karanlıktı ve ilk aklıma gelen havanın kapalı olabilme ihtimaliydi. Fakat uyku sersemliğini üzerimden atınca odamın normalden daha fazla karanlık olduğunu fark ettim. Bu karanlığın sebebi kara bulutlar olamazdı. Yoksa henüz sabah olmamış mıydı? Ara ara geceleri böyle sabah olduğunu zannederek uyanır, fakat henüz gece yarısı olduğunu görünce büyük bir sevinçle uykuma kaldığım yerden devam ederdim. Ama bu defa gece yarısı değildi, alarm çalmıştı ve saat 07.00 idi. Gözlerimi ovuşturup saate defalarca baktım ama nafile. Saat gerçekten yediydi ve ben alarmı yanlış bir vakte kurmamıştım. Ama etrafı kaplayan bu karanlık içimdeki şüpheyi ve korkuyu artırmaya yetmişti. Hızla salona geçip saati kontrol etmek için televizyondan TRT’yi açtım. Evet, saat yedi ve ana haber bülteni. Bütün bu karanlığın sebebi kapalı perdeler de olamazdı. Dışarıda neler olduğunu merak ediyor ama pencereye yanaşıp, perdeyi açmaya bir türlü cesaret edemiyordum.  Merakım korkumu yenmişti. Perdeyi araladım ve…

             İlk bakışta her şey sıradan gözüküyordu. Gökyüzünü kaplayan kara bulutlar ve garip bir seyreklikte yağan yağmur. Her şey normalse bu karanlıkta neydi böyle? Gizemli olan sadece bu karanlık değildi. Yağmur da bu gizemler ordusuna katılmıştı. Gökyüzünden düzine halinde inen damlalar değdiği insanı yaralıyor, kan içinde bırakıyordu. Daha da ilginç olanı ise insanların bu olup bitene tepki vermiyor oluşuydu. Donup kalmıştım. Olup bitene anlam veremiyordum. Dışarıda ölüm saçan yağmur damlaları ve bu yağmuru umursamayan insan sürüsü vardı. Pencerenin önünde o manzarayı öylece donuk halde seyrettim. Kendime gelmem uzun sürdü. Olup biteni anlamam için dışarıya çıkmayı yarım saat sonra akıl edebilmiştim. Gardırobun en dibine attığım kışlık paltomu alıp dışarıya çıkmaya karar verdim. Dairemin kapısından çıkınca içimi korku kapladı. Ya bu yağmur damlaları bana da zarar verirse? Merdivenleri mehter takımı gibi iki ileri bir geri kararsızlıkla indim. Beni korkutan şey, kimsenin canının yanmadığı bu yağmur damlalarından benim etkilenebilme ihtimalimdi. Apartmanın kapısına gelince duraksadım. Ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum. Dün akşamın sıradanlığı için can atıyordum. Sabah alarmın sesine sinir olarak uyanacak, kahvaltımı yapıp hiç de sevmediğim işime gidecektim. İş yerimde tek ortak yönümüz aynı yerde çalışmak olan arkadaşlarımı selamlayıp mahmur gözlerle çalışmaya başlayacaktım. Akşam olacaktı ve ben, kendimi ertesi günün klişeliğine hazırlamak için yine uyuyacaktım. Bu sıradanlığın içerisinde hiç de kaldıramamıştım bu gizemi.

           Olan biteni anlamanın dışarıya çıkmaktan başka çaresi yoktu. Bir tek şey dışında! Tabi ya! Koşar adım eve geri döndüm. Paltomu çıkarıp salona geçtim. Yaşanan bu garip durumla alakalı bir şeyler bulurum ümidiyle televizyonu açtım. Kanalları gezdim. Haber bültenleri, yıllanmış diziler, âşık olmayı becerememiş insanların toplanıp kendilerine bakkaldan peynir alır gibi eş aldığı evlendirme programları vs. her şey vardı. Fakat yaşanan bu gariplikle alakalı hiçbir kanalda hiç bir şey bulamadım. Çaresizce tekrar apartman kapısına doğru yöneldim. Artık dışarıya çıkacak ve neler olduğunu anlayacaktım.

              Büyük bir cesaretle paltomu giyip dışarıya adımımı attım. Saçak altında hiç kalmadan kendimi sokağa attım. Hiçbir şey olmuyordu. Yağmur damlaları hızla yere iniyordu. Fakat ben ne yaralanıyor ne de ıslanıyordum. Ama etrafım kan gölü olmuştu. İnsanlara çarpan yağmur damlaları çarptığı her yerde yara izi bırakıyordu. Tüm bu olan bitene etrafımdaki insanların tepki vermiyor oluşu beni çıldırtıyordu. Herkes, hiçbir şey olmuyormuş gibi yürüyor, otobüse biniyor, kahvaltısını yapıyor, dükkânlarını açıyordu. Daha fazla dayanamadım ve olanca gücümle bağırdım. O da ne! Hiç kimse göz ucuyla dahi olsa dönüp bakmadı. Kimse beni fark etmedi bile. İnsanların tüm bu yaşananları fark etmesi için daha ne olması gerekiyordu? Yoksa ilk yağmur damlası insanların önce vicdanlarını mı eritmişti?

             Tüm bu yaşananlar rüya değil sayın okuyucu, ne yazık ki rüya değil!

  


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR